Boston şehrinin kalbi basketbolla atmasa bile, basketbolun bu şehrin sakinlerinin üzerinde büyük bir etkisi var. Olmaması mümkün mü? NBA tarihinin en köklü takımınlarından biri olmasının yanı sıra, TD Garden’ın tavanında asılı duran flamalar ve o başarıların ardındanki hikayeler, büyükten küçüğe herkesi etkisi altına alıyor, daha doğrusu içlerine işliyor. Ve zaman aşımına uğramadan nesilden nesile aktarılıyor.

Kan, ter ve gözyaşı. Larry Bird, Robert Parish, Bill Russell ve daha nice efsanelerin bu şehri basketbol tarihine altın harflerle kazımak için ödemesi gereken bedellerdi bunlar. Geriye bıraktıkları miras ise Boston Celtics’i diğer NBA takımlarından ayıran en yegane özellik; prestij. Boston Celtics ismi ve logosu; nerede olursa olsun en üst seviyeyi temsil eder. Etmek zorundadır.

Steph Curry öncesi Golden State Warriors’u ele alalım. Tamamen Doğu takımlarınca domine edilen medyada kendilerine yer bulmakta zorlanıyorlardı. Taraftarlar takımlarına güvenmiyordu, Playofflara adım atmayı bir mucize olarak görüyorlardı ve adımlarını attıklarındaysa; yılbaşı gelmiş gibi seviniyorlardı. Diledikleri tek dilekse; bir sürpriz yapıp Playoffların ilk turunu geçmekti. Stephen Curry öncesi 16 yıl boyunca tek bir oyuncusu bile All-Star olamamış bir takım için gayet anlaşılabilir bir durum. Ancak gel gelelim, 2009’dan bu yana sürekli üstüne koyan Warriors, taraftalarının da alışkanlıklarını değiştirmeye başlıyor. Başarı kırıntılarıyla karınlarını doyuran taraftalar artık şampiyonluk kupasının parıltısıyla sabahları uyanıyorlar. Tabii, bunun bir alışkanlık haline gelebilmesi için daha nice seneler basketbolun en üst seviyesinde mücadele etmek zorunda Warriors. Aynı Boston Celtics’in yaptığı gibi.

Boston şehri olabildiğince yeşil, ferah ve rahat. İnsalarda öyle. Güleryüzlüler, yardımseverler, eleştirilere açıklar. Ancak söz konusu spor olduğu zaman, en üst seviye dışında hiçbir şeyi kabul etmezler. Edemezler. Beyzbolda Red Sox, amerikan futbolunda Patriots, basketbolda Celtics. Hangi jenerasyondan olduğu fark etmeksizin, kiminle spor sohbeti ettiysem hepsinin anlatacak onlarca başarı hikayesinin olduğunu gördüm. Başarı ve zafer bu şehrin havasına tesir etmiş. İnsanlar nefes alırken bu bileşenleri hissedemediklerinde pusulaları şaşıyor ve alışkanlıklarını geri kaybetmemek adına televizyonlarının karşısındaki veya stadyumlardaki koltukları dolduruyorlar, sorun çözülünceye kadar da başarıdan başka hiçbir şeyi kabul etmediklerini teknik ekibe ve oyunculara oluşturdukları baskı ile hissettiriyorlar. İster basketbol, ister beyzbol, ister amerikan futbolu olsun. Fark etmiyor.

NBA sistemi içerisinde, her ne kadar Celtics gibi bir marka olsanız dahi, duraklama dönemleriniz olmak zorunda. Bu yeniden yapılanma / kabuk değiştirme günleri, başarıya alışmış bir şehirde nasıl karşılanıyor acaba? Bir süre sonra bu soruyu kendime sormayı bıraktım ve şehir sakinlerinin anlattığı zafer hikayelerini bölerek, beyinlerinin halı altına süpürdükleri bölümleri paylaşmalarını istedim. Tozlu hatıraların yanı sıra kulaklarıma acı dolu sözcükler de fısıldandı. Hatıralar kişiden kişiye değişiklik göstersede, tüm şehrin bir türlü yutkunamadığı tek bir isim vardı: Len Bias.

Len Bias
Draft gecesi Len Bias

Larry Bird’in ilerleyen yaşı ve sakatlıkları Celtics’i NBA finallerine taşımakta engel olmasada, ilerleyen yıllarda başarıların devam edebilmesi için Celtics organizasyona, Bird’ün bıraktığı yerden devam edecek bir ‘veliahta’ ihtiyacı vardı. Dolayısıyla 1986 Draftında 2. sırayı kapmak organizasyonun ve taraftarların endişelerine su serpti. Çünkü Len Bias adında bir genç tüm otoritelerin onayıyla beraber gümbür gümbür NBA’e adım atmaya hazırlanıyordu. Celtics ikinci sıradan Len Bias’ı seçti ve Bias Celtics şapkasını kafasına geçirdiği gün Reebok ona 1.6 milyon dolarlık bir kontrat önerdi. Zafer sarhoşluğu ile üniversitesindeki eşyalarını toparlamaya dönen Bias, üniversite amerikan futbol takımında oynayan arkadaşlarıyla akşam yemeği yedi ve kampüsten ayrılarak yakın arkadaşlarıyla eğlenmek için yatakhanenin yolunu tuttu. 19 Haziran günü, yani Drafttan 2 gün sonra, Bias yere düştü ve yatakhanedeki tüm kahkahalar kesildi. Aşırı dozda kokain alan Bias nefes almıyor ve hareket etmiyordu. Ambulans sirenleri gece boyunca yankılandı ancak Bias, maalesef bir daha nefes alamadı.

Bird’in basketbolu bırakmasıyla birlikte sudan çıkmış balığa dönen Celtics, draftlardan da organizasyonun yüzü olabilecek kalitede oyuncular bulamadı. 90’ların başından itibaren yükselişe geçen Jordan, Celtics organizasyonuna adeta Tanrı’nın bir lütfuydu. Majesteleri o kadar iyiydi ki, Celtics taraftarları Pistons ve Knicks gibi parkede Majestelerine boyun eğmektense, Jordan’ın karşısına çıkamadıkları için müteşekkirdiler. Medyanın ilgi odağından biraz uzaklaşan Celtics teknik ekibi bu fırsatı iyi değerlendirdi ve gelecek Draft seçimlerinde boy gösterecek genç çocuklara diğer takımlara oranla daha fazla yoğunlaştı. Çalışmalar ilk meyvesini 1998 Draft’ında verdi. Boston Celtics 10. sıradan Paul Pierce’ı seçti ve Pierce’ın etkileyici çaylak sezonundan sonra güneş, Boston şehrinin üzerinde yavaş yavaş da olsa tekrar yükselmeye başladı.

‘’Pierce? Evet iyiydi, ama 2005-2007 arası bize gösterdiki, Pierce tek başına bize yeterli değildi.’’ Birasından bir yudum daha aldı ve ekledi ‘’Hiç unutmuyorum, 2007 yazında arabama atlamış golf oynamaya gidiyordum. Takım iki yıldır playoff yapamıyordu ve açıkcası takip etmeyi de bırakmıştım. Radyoda güzel bir istasyon ararken spikerin Kevin Garnett dediğini duydum. Hemen o istasyona geri döndüm ve Celtics’in Kevin Garnett’i kadrosuna kattığını öğrendim. Pierce ve Garnett ikilisini düşünmeye başlamışken Ray Allen’ın da takıma dahil olduğunu duydum. Ve içimden ‘LeBron ve Kobe, hazır olsanız iyi olur’ dedim.’’

big 3
Pierce, Garnett & Allen

Rüya gibi bir sezon ve ardından gelen şampiyonluk kupası. Pierce’ın gözyaşlarıyla ıslattığı kupa sonunda ait olduğu yere geri dönmüştü. Boston şehrine. Taraftarlara göre olması gerekenden fazla uzak kalmışlardı ama sonunda tekrar ona kavuşmuşlardı. Ancak NBA artık eskisi gibi değildi. Zirveye ulaşmak zor, evet. Lakin zirvede kalmak tamamen farklı bir mücadele. Bilginin yayılma hızı arttıkça, rakiplerinizde zorlaşıyor ve sizi sürekli yaratıcı olmayı zorluyor. İşte tam bu sırada Celtics takımında Rondo krizleri yavaş yavaş patlak vermeye başladı ve 2010’da Lakers’a kaybedilen final, takımdaki sorunların ilerleyen yıllarda su yüzüne çıkmasında öncü oldu.

İlk ayrılan Ray Allen oldu. Ve ayrıldığı sene Miami’de şampiyonluk kupasını kaldırması ona duyulan nefreti daha da körükledi. Celtics taraftarları bu konuda bize biraz olsun benziyorlar. Duygusallar. Kötü bir anı, onlarca güzel hatıraları bir çırpıda yok edebiliyor.

Bir sezon sonra Danny Ainge dahiyane planını devreye soktu ve Pierce-Garnett karşılığında Brooklyn Nets’in tüm geleceğini aldı. 2008 şampiyon kadrosundan, tanıdık yüzler yavaş yavaş eksiliyordu.

‘’Garnett ve Pierce gidince açıkcası Rondo’dan takımı sırtlamasını beklemiştik. Olmadı. Yapamadı. Yanlış anlama, Rondo kötü bir oyuncu değil. Benim gördüğüm en zeki oyuncu. Rondo’nun kafasında onu hem en üst seviyeye sıçratan hemde en aşağılara çeken birşey var. Ben Doc Rivers’tan çok Rondo’nun bizi o sene şampiyon yaptığını düşünüyorum. Sanırım çoğu Boston’lı da benim gibi düşünüyor. *Rondo 9 telefon kabını göstererek* İşte bu yüzden Rondo her zaman kalbimizin özel bir köşesinde yer alacak’’

Rajon Rondo
Rajon Rondo

22 yıllık şampiyonluk özlemini 2008’de son veren Celtics, yeni bir şampiyonluk için bir 22 yıl daha bekler mi? Söylemek güç. Her ne kadar yolun yarısına gelselerde, yıllar geçtikçe üzerlerindeki baskı artıyor. Son yıllardaki Isaiah Thomas’ın çıkışıyla ivme yakalayan Celtics, aynı Pierce’ta olduğu gibi, Thomas’ın tek başına yeterli olmadığını gördü. Geçtiğimiz sezon Al Harford’ın takıma dahil olmasıyla birlikte normal sezonda Doğu’yu lider bitirseler dahi, son 7 yılda tüm doğu takımlarının takıldığı engele takıldılar; LeBron James. Boston şehri sürekli en üst seviyeyi arzuluyor. Ancak talepkar oldukları kadar rasyoneller de. Golden State Warriors takımını ağızlarına almıyorlar, çünkü öncelikle LeBron’u geçmek için bir formül üretmek zorundalar. Her şey sırasıyla. Hayward’ın takıma dahil olması, 2008 yazı kadar olmasada, şehri hareketlendirdi. Bir yandan sezonun başlamasına gün sayarlarken, göz ucuyla da Kyrie Irving’in hangi takıma gideceğini yokluyorlar. Kyrie Irving’in Cleveland’tan ayrılması demek, önlerinde duran Krallık Ordusunun kan kaybetmesi demek. Dolayısıyla NBA Finallerine tekrar adım atmak demek.

Peki ya Kyrie bir sürpriz yaparak Celtics’e dahil olursa? Celtics-Isaiah Thomas bağlantısı ne derece güçlü? Kyrie için gözden çıkarılabilecek biri mi? Eğer bana sorsalardı Isaiah Thomas’ı düşünmeden Kyrie için verirdim. Her ne kadar Boston sokaklarında THOMAS 4 tişörtüyle dolaşsamda, bence Kyrie çok daha farklı bir seviyede. Sonunda gerçekleri kabul edip, takasın bana sorulmayacağı sonucunu çıkardığımda, diğer sorulmayacak kişilerle yani şehrin sakinleriyle bu teori üzerinde sohbetlere dalmaya karar verdim.

‘’Kyrie-Thomas takası mı? Dostum istersen yanında Jae Crowder’ı da alabilirsin. Bize Kyrie’i vermen yeterli’’

‘’Her zaman, her gün, her yıl. Bu takası kabul etmeyeceğim bir zaman dilimi sanırım yok’’

Aldığım cevaplar karşısında hayretlere düştüm. Eğer Westbrook ve Harden ekstrem sezonlar geçirmeselerdi benim MVP adayım Isaiah Thomas’tan başkası değildi. Neredeyse 30 sayı ortalama ve Doğu liderliği. Bir oyuncudan normal sezonda daha ne beklenebilirdi ki?

Bu şehirdeki insanlar Isaiah Thomas denince gülümsüyorlar. Bizim ‘küçük adamımız’ diyorlar. Ancak Kyrie denince gözleri sanki birer şampiyonluk yüzüğü gibi parıldıyor. Belki de Kyrie gerçekten LeBron’un gölgesinde kalıyor.

İstatiksel olarak neredeyse her şey Thomas’ı işaret etsede, Celtics taraftaları için Thomas, Kyrie için kolayca gözden çıkarılabilecek bir oyuncu.

‘’Bence boşuna çenemizi yoruyoruz. Ainge’in Brooklyn zaferi sonrası kimse bizimle takas yapmak istemiyor. Herkes kazıklanacağından korkuyor. Eh, haksız da değiller.’’ Gülerek devam ediyor ‘’Eğer Cleveland diğer takımlar adına Ainge’den intikam almak istiyorsa, takasa Jaylen Brown’u da eklemeli. Danny Ainge bence Gollum ve Jaylen Brown da onun kıymetlisi. Neden bilmiyorum ama bizim üçkağıtçının ondan ayrılmasını pek olası görmüyorum.’’

Kyrie Irving’in yolu muhtemelen Boston şehrine düşmeyecek. Şehir sakinlerinin çoğunlunun tahmini ise Uncle Drew’in New York’a gideceği yönünde. Açıkcası Kyrie-Melo-Porzingis üçlüsü oluşturulsa bile Celtics taraftarının Knicks’ten çekinceğini sanmıyorum. Akılları fikirleri LeBron James’te. Kral, Kyrie olmadan topraklarını Celtics’e karşı savunabilir mi? Konu LeBron olunca hiç birşey imkansız değil, lakin bence Celtics’in şansı bir hayli yüksek. Ancak Cleveland’ı geçseler dahi şampiyonluk kupasıyla aralarında çok daha güçlü bir engel var; Golden State Warriors. En sonunda dayanamayıp, en başından beri sormak istediğim soruyu ağzımdan kaçırıverdim. Peki, Kyrie ayrıldı ve Cleveland’ı geçtiniz. Şampiyon olabileceğinizi düşünüyor musunuz?

‘’Kyrie bizde olursa, neden olmasın?’’

Bu cümleyi metro yolculuğum boyunca düşündüm. Ciddi olup olmadığını dahi bilmiyordum. Muhtemelen değildi. Ancak eve dönüş yolumda kasabanın yerli bir dükkanından alışveriş yaparken gördüğüm şey, her şeyi yerli yerine oturttu kafamda. Biraların bulunduğu dolapların üzerinde Boston Celtics logosu ve yanında bir yazı.

‘’Kasabanın en soğuk birası burada’’

Boston Celtics logosu, ne için kullanılırsa kullanılsın simgelediği tek şey vardı; en üst seviye. Eğer Celtics logosu o dolapları tanımlamada uygun görüldüyse, o dolapların artık soğuk bira servis etme lüksü yoktu. En soğuğu olmalıydı ve öyleydiler de.

Boston şehrinin sakinlerinin hayalleri de Boston Celtics logosuyla damgalanmış gibi. Gerçekte ‘iyi’ olmaya çoğu zaman ses çıkarmıyorlar ve kıymetini biliyorlar. Ancak hayallerinde hiç bir zaman ‘iyi’ye yer yok. Duygusal oldukları kadar rasyoneller de. Zirveye ulaşmanın ve orada kalıcı olmanın ‘en iyiler’le sağlanabileceğini biliyorlar. Ve içten içe sürekli bunu arzuluyorlar. İşte bu şehri başarıdan başarıya sürükleyen en önemli şey bu. Her zaman en iyisini elde etme arzusu. Belki bu arzu sayesinde geçmiş başarılar elde edildi ya da geçmiş başarılar sonucunda sürekli en iyisini istemek alışkanlık haline geldi. Bilmiyorum. Lakin bildiğim bir şey var. Bu şehirde profesyonel spor yapmaya adım atan herkes şunu bilmeli; taraftarın ne istediğini kavramalı ve ona uyum göstermelisinizdir. Kazanmak, bu şehrin en eski alışkanlıklardan biridir. Eğer bu şehre geldiyseniz, kazandığınızda büyük alkış fırtınaları beklememelisiniz. Çünkü bu şehre gelmeye cesaret etmek yazılı olmayan fakat en yüksek kontrata imza attığınız anlamına gelir.

Bu şehirde her daim kazanmak zorundasınız ama daha önemlisi nasıl yaptığınızdır.

boston celtics
‘’Kasabanın en soğuk birası burada’’

Yazar: Feyyaz Sonbudak